Benim fazla kiloyla mücadele hikayem, hayatımın neredeyse yarısı boyunca süren tipik bir Amerikan treni gibiydi. Diyetler, başarısızlıklar, aynada kendine duyulan nefret ve “Pazartesiden başlayacağım” sözleri. Her başarısızlık ruhumda yeni bir çatlak bırakıyor, büyük çabayla verdiğim kilolar arkadaş ortamında geri geliyordu. Ben sadece yoruldum. Üçüncü kattaki dairem için merdivenleri çıkarken nefes nefese kalmaktan yoruldum. Mağazada yalnızca büyük beden kıyafetlerin bulunduğu duvarı görmekten yoruldum. Acıma ve yan bakışlardan yoruldum. Dünyam kanepe, televizyon ve yiyecekten ibaret oldu; tek teselli buydu. Kabullendim. Karar verdim ki kaderim böyle — büyük ve mutsuz olmak.
Bir sabah ayakkabı bağcıklarımı kendi başıma bağlayamadım. Kalbim deli gibi çarpıyordu ve ter gözlerimi kaplıyordu. O anda fark ettim: Bu yaşam değil. Bu yavaş ama kesin bir kendini yok etme süreciydi. Kırk yaşında kalp krizi geçirip ölmek istemiyordum. Terapistim, doğru ve dürüst bir insan, bir kan testinden sonra ellerini açtı: “Sen mükemmel bir adaysın. Bariatriye ihtiyacın var bariatri. Aksi takdirde elli yaşına geldiğinde yarım düzine ilaç ve bastonla olacaksın.” Bu bir hüküm gibi geldi. Ama gözlerinde yargı değil, umut gördüm. İşte ilk kez bu kelimeyi duydum — “bariatri”.
Sonraki birkaç ayı bilgi toplamaya harcadım. Forumları okudum, yorumları inceledim, korkunç komplikasyonlardan endişelendim. Bu, umutsuzlar için sakat bırakıcı bir ameliyat gibi geliyordu bana. Ama konuya ne kadar dalarsam, o kadar anladım: Bu sihirle ilgili değil. Bu bir araç. Çok güçlü ama sadece bir araç. Uzun bir görüşme için cerrahla buluştum. O, gökkuşağı resimleri çizmedi. Açıkça dedi ki: “Ben işimi yapacağım, ama başarının %70’i sonrası senin çalışmandır. Hayatının geri kalanında.” Bu beni korkutmadı, aksine etkiledi. Net ama zor bir plan vardı.
Bana mide küçültme ameliyatı (sleeve gastrektomi) yapıldı. Narkozdan uyandığımda hafiflik ya da coşku hissetmedim. Ağrı, güçsüzlük ve korku vardı. Ama en zor aşama henüz gelmemişti — sıvı diyet. Üç hafta boyunca et suyu, su ve protein shake’leri ile yaşadım. Psikolojik olarak dayanılmazdı. Televizyondaki yiyecekleri izlerken çaresizlikten ağladım. Beynim, yiyecekten gelen dopamin patlamalarına alışkındı ve isyan etti. Ama her geçen gün açlık geri çekiliyordu. Hayatımda ilk kez vahşi açlık değil, sadece… midemde boşluk hissi hissettim. Bu yeni, tanımadığım bir duyguydu.
Bir ay sonra tartıya çıktım. Eksi on beş kilo. Gözlerime inanamadım. Bu beni hiç olmadığı kadar motive etti. Püre kıvamında gıdalara geçiş başladı. Lor peyniri, öğütülmüş tavuk göğsü, sebze püresi yedim. Porsiyon bir tabak büyüklüğündeydi. Ve doyuyordum! Bu bir mucizeydi. Yavaş yemek yemeyi, küçük kaşıklarla ve iyice çiğneyerek yemeyi öğrendim. Yemekten yarım saat önce su içiyor, yalnızca bir saat sonra tekrar içiyordum. Bu benim yeni kuralım oldu. En şaşırtıcı olan şey — tatlı isteğinin kaybolmasıydı. Önceden bir çikolatayı bir seferde yiyebilirdim, ama şimdi bir pastaya bakmak bile rahatsız ediyordu. Vücut kendiliğinden doğru yiyecekleri seçmeye başladı.
En büyük keşif… hayat oldu. Altı ay geçti. Kırk beş kilo verdim. On yıl sonra ilk kez normal bir mağazadan kot pantolon aldım, büyük beden bölümünden değil. Otobüs durağına koşabilecek kadar güçlüyüm ve ölmedim. Detayları fark etmeye başladım: yağmur sonrası havanın kokusu, insanların gülümsemesi. Sanki yıllarca taşıdığım ağır, ıslak bir paltodan kurtuldum. Yeniden yaşamaya başladım, sadece var olmak yerine. Tabii ki her şey mükemmel değildi. Eskisi gibi bir dilim pizza yemek istediğim günler oluyor. Ama yapamıyorum. Ve bu iyi. Bu beni durduruyor. Yemeğin yerine yürüyüşlerden, yeni kitaplardan, arkadaşlarla buluşmalardan keyif almayı öğrendim.
Şimdi kilom stabil. Model değilim, çatlaklarım ve fazla derim var — geçmişin hatırlatıcısı. Ama bunlar benim için yaralar değil. Bunlar bir zaferin işareti, kazandığım savaşın kanıtı. Bariatri her şeyi benim için yapmadı. Bana ikinci bir şans verdi. Yemeğe olan ilişkimi tamamen değiştirmemi sağlayan itici güç oldu. Bu zor bir yol, şüphelerle ve kendini geliştirme ile dolu. Ama buna değer. Her gözyaşı, her çabaya değer. Nefes alıyorum. Yaşıyorum. Ve sonunda mutluyum.